Adnan Oktar Kimdir?

21462756_113050322770087_4204025675543273030_n

1956 yılında Ankara’da doğan Adnan Oktar, Harun Yahya müstear ismi ile kitaplarını yazmaktadır. Hayatını Yüce Allah’ın varlığını ve birliğini insanlara anlatmaya, Kuran ahlakını yaymaya, materyalist ve ateist ideolojileri fikren mağlup etmeye, gerçek Atatürkçülüğü yayıp Devlet’in bekasını ve milletin bütünlüğünü savunmaya adamış dünya çapında tanınan bir fikir adamıdır.

Sayın Adnan Oktar lise eğitiminin sonuna kadar Ankara’da yaşadı. İslam ahlakına olan bağlılığı lise yılları boyunca çok güçlendi. Bu dönemde büyük İslam alimlerinin hemen tüm eserlerini okuyarak, İslam hakkında derin bilgi edindi. Yine bu yıllarda, İslam ahlakını tüm insanlara anlatmaya ve onları doğruya ve güzele davet etmeye karar verdi.

1979 yılında, binlerce kişi arasından üçüncülükle girdiği Mimar Sinan Üniversitesi’nde eğitimine devam etmek üzere İstanbul’a taşındı. Sanatı, Allah’ın üstün yaratışının bir tecellisi olarak gören Sayın Oktar, resim yapma konusunda çocukluğundan beri yetenekliydi ve zaman zaman sürrealist tablolar yapardı. Arkadaşlarına hediye olarak verdiği çok sayıda tablosu bulunmaktadır. Ayrıca, Allah’ın sanatının birer tecellisi olarak gördüğü hayvanlara, bitkilere ve çiçeklere de özel ilgisi bulunan Sayın Adnan Oktar’ın, bahçe bakımı, iç mimari ve dekorasyon, ilgilendiği alanlar arasındadır.

Seyyid olan Sayın Adnan Oktar’ın aile büyükleri Hülagü fitnesi sırasında Kafkasya’ya göç etmiş, daha sonra Osmanlı-Rus Savaşları ve Rus-Kafkas savaşları esnasında Osmanlı’ya sığınıp, Ankara Bala’ya yerleşmişlerdir.

MİMAR SİNAN ÜNİVERSİTESİ’NDEKİ YILLAR

Sayın Adnan Oktar Mimar Sinan Üniversitesi’ne girdiği dönemde üniversite, çeşitli illegal Marksist-komünist organizasyonların etkisi altındaydı. Hem akademisyenler hem fakülte görevlileri hem de öğrenciler arasında saldırgan ateist ve materyalist akımlar hakimdi. Hatta, öğretim üyelerinin bir kısmı, derslerinde konuyla bağlantısız olmasına rağmen hemen her fırsatta materyalist felsefe ve Darwinizm’in propagandasını yapıyorlardı.

Sayın Adnan Oktar, dini ve ahlaki değerlerin saygı görmediği ve neredeyse bütünüyle reddedildiği, materyalist görüşün kontrolündeki bu ortamda, çevresindeki insanlara Darwinizm’in geçersizliğini, Allah’ın varlığını ve birliğini anlatmaya başladı. Üniversitenin bitişiğindeki Molla Camii’nde açıkça namaz kılan tek kişiydi.

Annesi Mediha Oktar’ın da anlattığı gibi, bu dönemde Sayın Adnan Oktar gecede sadece birkaç saat uyuyor, zamanını okuyarak, notlar alarak ve dosyalar tutarak geçiriyordu. İçinde Marksizm, Leninizm, Maoizm, komünizm ve materyalist felsefe konulu temel kitapların da yer aldığı yüzlerce eser okumuş ve hem klasik hem de nadiren okunan kitaplar üzerinde detaylı çalışmalar yapmıştır. Ayrıca, bu ideolojilerin sözde bilimsel temelini oluşturan evrim teorisi üzerine geniş çaplı araştırmalar yapmış, bu bilim dışı teorinin açmazlarını gözler önüne seren bilgi ve belgeler toplamıştır. Allah’ın inkar edilmesine dayalı olan bu batıl felsefe ve ideolojilerde yer alan çıkmazlar, çelişkiler ve aldatmacalar konusunda çok detaylı bilgi derleyen Oktar, bu bilgi birikimiyle insanları gerçeğe ve doğruya davet etmiştir. Üniversitedeki öğrenciler ve öğretim üyeleri de dahil olmak üzere herkese Allah’ın varlığını, birliğini ve Kuran ahlakını anlatmıştır. Okul kafeteryasında, koridorlarda ya da ders aralarındaki sohbetlerde, materyalizmin ve Darwinizm’in aldatmacalarını, bu ideolojilerin kaynak kitaplarından direkt alıntılar yaparak açıklamıştır. Sayın Oktar’ın bu kültürel çalışmaları büyük etki oluşturmuş, bazı öğretim görevlileri de dahil olmak üzere, çok sayıda kişinin ideolojik yapısında ve inançlarında olumlu değişiklik olmuştur.

Sayın Adnan Oktar, özellikle materyalizm ve ateizmin dayanak noktası olan evrim teorisinin çökertilmesi konusuna özel önem vermiştir. Zira, Sayın Oktar Darwinizm’in ilk ortaya çıktığı tarihten itibaren, ateist ve materyalist akımlar tarafından sahiplenildiğini görmüştür. Günümüzde de halen aynı çevreler tarafından ideolojik kaygılarla savunulduğunun ve ayakta tutulmaya çalışıldığının farkında olan Sayın Adnan Oktar, Darwinizm’in çökertilmesinin, söz konusu akımlar için büyük bir yenilgi anlamına geleceğini düşünmektedir.

DARWİNİZM’İ ÇÖKERTEN İLK KİTAPÇIK

İşte bu amaçla Sayın Adnan Oktar, öncelikli olarak yüz yılı aşkın bir zamandır insanları etkisi altına alan ve onları din ahlakını yaşamaktan uzaklaştıran bu aldatmacanın geçersizliğini ispatlama konusundaki çalışmaları üzerine yoğunlaştı. Oktar, sözde bilim adına ortaya çıkan Darwinizm’in gerçek yüzünü ortaya koymanın en etkili yolunun yine bilimin kendisi olduğunu düşünüyordu. Bu anlayışla, geniş çaplı araştırma ve çalışmalarının bir özeti olan Evrim Teorisi isimli bir kitapçık çıkardı. Bu kitapçığın tüm masraflarını ailesinden kalan gayri menkulleri satarak kendisi karşıladı. Ardından, bu kitapçığı üniversite öğrencilerine bedava olarak dağıtmaya başladı.

Bu kitapçık, evrim teorisinin hiçbir bilimsel değeri olmadığını ve bir aldatmacadan ibaret olduğunu gösteren kapsamlı bir çalışmaydı. Bu çalışmayı okuyan ve Sayın Adnan Oktar’la konuşan birçok kişi evrim teorisinin bilimsel bir geçerliliği olmadığını açıkça anlıyordu. Sonuç olarak, hiçbir canlının tesadüfler sonucu var olamayacağı, kainatı ve içindeki tüm canlıları Yüce Allah’ın yarattığı bilimsel, açık ve anlaşılır bir üslupla ispat ediliyordu. Yine de, materyalist düşünceye körü körüne bağlı bazı öğrenciler -gerçeği net olarak görmelerine rağmen- inkardaki kararlılıklarını açıkça ifade ediyorlardı.

Dahası üniversitedeki bazı militan öğrenciler, faaliyetlerini durdurmadığı takdirde hayatını riske atacağını söyleyerek Sayın Oktar’ı açıkça tehdit ediyorlardı. Tüm bu baskı ve tehditler, Sayın Oktar’ın Allah’a olan bağlılığını ve kararlığını daha da artırdı. Materyalist ve ateist çevrelerin sert reaksiyonları ve endişeleri Sayın Adnan Oktar’ın doğru yolda olduğunun en önemli delillerinden biriydi.

Terörün hüküm sürdüğü, ateist ve materyalist akımların hakimiyeti altındaki bir üniversitede dindar bir insanın istediği şekilde fikrini anlatması ve inançlarını savunması şüphesiz son derece zordu. O yıllarda Türkiye’de pek çok genç insan, ideolojik gerilimler yüzünden acımasızca katledilmekteydi. Bu şartlar altında Sayın Adnan Oktar, Allah’ın varlığını, birliğini ve Kuran’ın doğruluğunu açıkça tebliğ ediyordu. Hiç kimsenin inançlarını açıklamaya dahi cesaret edemediği bir okulda, karşılaştığı tepkiler ve tehditlerden asla yılmadan, düzenli olarak Molla Camii’ne giderek namaz kılmaya devam ediyordu.

MİMAR SİNAN ÜNİVERSİTESİ’NDE DİN AHLAKININ YAYILMAYA BAŞLAMASI

Sayın Adnan Oktar Mimar Sinan Üniversitesi’nde İslam ahlakını anlatmaya başladığında yalnızdı. Üç yıldan fazla bir süre görüşlerini destekleyen kimse olmadı. Ancak bu durum onun kararlılığını değiştirmedi. Tek dostunun Allah olduğunu biliyor ve tüm bunları sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapıyordu.

Tüm zamanını, enerjisini ve imkanlarını sadece tek bir amaca vakfetti: Allah’ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanabilmek ve din ahlakını tüm insanlığa anlatmak…

1982 yılında, ilk kez, yine Mimar Sinan Üniversitesi’nde okuyan birkaç genç, Sayın Adnan Oktar’ı fikri mücadelesinde onun yanında yer almaya karar verdiler. Aradan aylar, yıllar geçtikçe, bu fikirleri benimseyen gençlerin sayısı arttı. Adnan Oktar’ın bu gençlerle yaptığı sohbetlerin konuları arasında vatan ve millet sevgisi, büyük önder Atatürk’ün izinde yürümenin önemi, yaratılışın delilleri, Peygamber Efendimiz (sav)’in örnek ahlakı, Kuran’da Rabbimiz’in bildirdiği ahlaki değerler ve materyalizmin, ateizmin ve Darwinizm’in geçersizliği yer alıyordu. Bu dönemde ve bundan sonraki hayatı boyunca da Sayın Adnan Oktar pek çok insanın iman etmesine ve din ahlakına uygun yaşamasına vesile oldu.

İLK KARALAMA KAMPANYASI VE AKIL HASTANESİNDE İŞKENCE

Sayın Adnan Oktar’ın Darwinizm, materyalizm ve ateizm aleyhine yürüttüğü fikri çalışmalar bir süre sonra daha geniş çevrelerden de tepki almaya başladı. Sayın Oktar’ın milliyetçi ve mukaddesatçı çalışmalarından rahatsız olan bazı çevrelerin etkisiyle, aleyhinde büyük bir komplo kuruldu. Bu komplo, Sayın Adnan Oktar’ın büyük yankılar uyandıran Yahudilik ve Masonluk adlı eserini yazıp yayınladığı günlere denk gelmektedir.

1986’nın yazında Sayın Adnan Oktar, “Türk Kavmindenim, İslam Milletindenim” sözlerinden ötürü hiçbir haklı hukuki gerekçe olmadan tutuklandı. Bu ifade bir gazetede yayınlanan bir röportajda yer almıştı. Aynı dönemde çeşitli yayın organlarında, yukarıda ifade edilen çevrelerin etkisiyle, birtakım yalan haberler, mesnetsiz bilgiler ve iftiralar yer almaya başladı.

Sayın Adnan Oktar önce tutuklandı ve cezaevine kondu. 9 ay boyunca tekli hücrelerde tecrit edilerek tutuldu. Daha sonra Adli Tıp’ta 40 gün ayağından yatağa zincirlenerek geçirdi. Sonra Bakırköy Akıl Hastanesi’ne nakledildi ve akıl sağlığı yerinde olmadığı iddiasıyla müşahade altına alındı. Hastanede, en tehlikeli hastaların bulunduğu “14A” koğuşunda tutuldu. 300 akıl hastasının olduğu 14A koğuşu, Abdülhamit döneminden kalma taş bir binanın içerisindeydi ve bu koğuşa birkaç kilitli demir kapıdan geçilerek gidiliyordu. İçerisi oldukça bakımsız, izbe ve pisti. Bu ağır hastaların arasında cinayet çok sıradan bir olay olarak görülüyordu. Sayın Oktar’ın burada bulunduğu süre içerisinde, 7 cinayet işlendi.

Üstelik böyle bir ortamda şuur bulandıran ilaçlar kendisine zorla verildi. Kendisini ziyaret etme ve görme imkanı bulanlar, Sayın Oktar’ın bu dönemde de kararlılığını ve şevkini hiç kaybetmediğine şahit oldular. Onları İslam ahlakına davet edeceği düşünülerek, doktora öğrencilerini, hemşireleri ve hatta doktorları bile görmesine izin verilmiyordu. Bir süre sonra yakınları ve arkadaşlarıyla da görüşmesi yasaklandı. Hatta, telefon görüşmesi bile yapmasına müsaade edilmiyordu. İlmi faaliyetlerini durdurmadığı takdirde hayatı boyunca hastanede kalacağına dair tehdit edildi. Bazı kesimlerden Yahudilik ve Masonluk kitabını basmaktan vazgeçmesi için yoğun baskılar gelmeye başladı. Eğer kitabı basmaktan vazgeçerse, hemen hastaneden çıkabileceği, yaşamının bundan sonrasını refah içinde geçirebileceği gibi teklifler geldi. Kitabın tüm dosyalarını vermesi karşılığında, büyük maddi imkanlar teklif edildi. Ancak, kendisi tüm bu teklifleri geri çevirdi, baskı ve tehditlerden yılmadı. Tam tersine bu yaşadıkları, onun kararlılığını daha da arttırdı.

Sayın Oktar hapishanede ve akıl hastanesinde toplam 19 ay tutuldu ve sonra savcılığın, “ifadelerinde suç unsuru bulunmadığını” belirtmesiyle beraat etti ve mahkemece serbest bırakıldı.

Sayın Adnan Oktar’a Gülhane Askeri Tıp Akademisi tarafından verilen akıl sağlığının yerinde olduğunu belirten “SAĞLAM” raporu ise basında hiçbir yerde duyurulmadı. Sayın Adnan Oktar 20 yıl akıl hastası olarak kamuoyuna tanıtıldıktan sonra akıl sağlığının yerinde olduğu Askeri Hastane raporuyla açıklandı.

Sayın Oktar’ın Darwinizm’in nasıl büyük bir aldatmaca olduğunu gösteren çalışmaları bu dönemde de sürdü. 1986’da Darwinizm’in iç yüzüyle ilgili tüm değerli araştırmalarını Canlılar ve Evrim kitabında topladı. Bu kitap bilimsel kaynakların ışığında evrim teorisinin açmazını gösteren bir kaynak eser olarak yıllarca tek referans olarak kullanıldı.

KOKAİN KOMPLOSU

1991’in ortalarında yaptığı kültürel çalışmalardan rahatsız olan birtakım çevrelerin etkisiyle, Sayın Adnan Oktar yeni bir komployla karşı karşıya kaldı. Bu dönemde kendisi, masonluk tarihi ve dünya masonluğunun örgütlenmesiyle ilgili son derece önemli bir kitap çalışması yapıyordu. Sayın Oktar’ın annesiyle birlikte yaşadığı Ortaköy’deki evine gelerek arama yapan polisler, yaklaşık iki bin kitaptan oluşan kütüphanede, ellerini attıkları ilk kitabın içinde bir paket kokain buldular.

O günlerde İzmir’de birkaç arkadaşıyla birlikte olan Sayın Adnan Oktar gerçekdışı bir bahane ile gözaltına alındı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne nakledildi. 72 saat sonunda kokain testi için Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Sonuçlar gerçekten oldukça ilginçti! Sayın Adnan Oktar’ın kanında kokainin bir yan ürününün çok yüksek miktarlarda bulunduğu açıklandı.

Ancak daha sonra ortaya konulan delillerin tümü, bu iftiranın sadece bir komplo olduğunu kanıtladı. Öncelikle Sayın Adnan Oktar’ın evinde bulunduğu iddia edilen kokainin komplonun bir parçası olduğu ortaya çıktı. Bu komplodan kısa bir süre önce Sayın Adnan Oktar kendisine karşı gizli bir planın kurulmaya başlandığını hissetmiş ve Ortaköy’deki evinden ayrılmıştı. Sonra annesini arayıp kendisine karşı bir komplo kurulmasının muhtemel olduğunu söylemiş ve annesinden şahit olmaları için birkaç kişiyle birlikte evi temizleyip kontrol etmesini istemişti. Bunun üzerine Sayın Adnan Oktar’ın annesi Mediha Oktar komşularından birini ve kapıcılarını çağırmış ve hep beraber evi iyice temizleyip kitaplıktaki kitapların teker teker tozunu almışlardı. Sayın Adnan Oktar’ın bu temizlikten sonra eve hiç gitmediği gerçeğine rağmen, 16 polis memuru eve operasyon düzenlemiş ve eve girer girmez 2-3 dakika içerisinde iki bine yakın kitabın arasında ellerine aldıkları neredeyse ilk kitabın içinde “bir paket kokain” bulmuştu. Mediha Hanım’ın komşusu ve kapıcısı, olaydan sonra “Adnan Oktar’ın kütüphanesini hep beraber detaylıca temizledik, orada böyle bir paket yoktu” diye noter tasdikli bir ifade vermişlerdir.

Kokain komplosunun ikinci aşaması, yani Sayın Adnan Oktar’ın kanında çıkartılan kokain yan maddesi konusu da, bilimsel ve adli delillerle çürütülmüştür. Sayın Adnan Oktar emniyette 72 saat kalmış, tahlil bundan sonra yapılmıştı. Ancak kokainin kandaki yan maddesine bakılarak, kaç saat önce ne kadar kokain alınmış olduğu bilimsel olarak hesaplanabilmektedir. Sayın Adnan Oktar’ın kanında çıkartılan kokain dozu ise, 72 saat önceden alınmış olsa, Sayın Adnan Oktar’ın ölümüne neden olacak kadar yüksek bir dozdu. Bu durum, kokainin Sayın Adnan Oktar’ın vücuduna, gözaltında bulunduğu sırada girdiğini gösteriyordu. Yani kokain, Sayın Adnan Oktar’a gözaltındayken, yemeğine karıştırılmak suretiyle verilmişti.

Bu gerçek, aralarında Scotland Yard’ın da bulunduğu 30’a yakın uluslararası adli tıp kurumu tarafından teyit edildi. Hepsinin de, incelemeleri için kendilerine gönderilen dosya hakkındaki ortak cevabı şöyleydi: Kokain Adnan Oktar’a göz altındayken yemeğine karıştırılarak verilmiştir. Olay komplodur.

Daha sonra Türk Adli Tıp Kurumu da kokainin gözaltında yemeğine karıştırılmak suretiyle verildiğini teyid etti ve Sayın Adnan Oktar mahkemede beraat ederek aklandı.

Ancak kokain olayı çok önemli bir hususu gösteriyordu: Sayın Adnan Oktar’a husumet besleyen ve her türlü kirli yöntemi devreye sokarak onu yolundan döndürmeyi amaçlayan bazı karanlık odaklar vardır. Sayın Adnan Oktar’ı daha önce akıl hastanesi, hapis ve baskıyla yıldırmaya çalışan söz konusu güç odakları, bu kez böyle bir komploya başvurmayı tercih etmişlerdi.

Tıp Kurumlarının vermiş olduğu, kokainin Adnan Oktar’ın vücuduna 72 saatten çok daha kısa bir süre önce, yani gözaltında bulunduğu sırada girdiğini ispat eden raporlardan bir kısmının orijinallerini buradan görebilirsiniz:

  1. Institut Für Rechtsmedizin Der Üniversitat München
  2. Aachen Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü
  3. Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 5.Ihtisas Kurulu
  4. Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı
  5. Adli Tıp Raporlarında En Önemli Kaynak Olarak Kullanılan Prof. Dr. Johhn Ambre Ye Ait Cizelge Grafik
  6. Basel Polis Ve Askeri Merkezi Adli Tıp Laboratuarı
  7. Bonn Rheinischen Friedrich-Wilhelms Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü
  8. Fransa Içişleri Bakanlığı Polis Laboratuarı
  9. Glasgow Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü
  10. Istanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Enstitüsü
  11. Kantonsspital St.Gallen, Institut Für Gerichtliche Medizin
  12. Padova Üniversitesi Profesörü Davide Ferrara
  13. Prof Dr. H. W. Raudonat – Zentrum Der Rechtsmedizin
  14. Tübingen Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü
  15. Üniversita Degli Studi Di Parma Facolta Dı Medicina E Chirurgia
  16. Viyana Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü


Sayın Adnan Oktar’a karşı düzenlenen kokain komplosu mahkeme kararıyla bozulmuş, Sayın Oktar, 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 22.2.1994 tarihli celsesinde BERAAT ETMİŞ ve böylece olayın bir komplo olduğu yargı makamlarınca da teyit edilmiştir.

SAYIN ADNAN OKTAR’IN TÜM İTHAMLARDAN BERAAT ETTİĞİNİ GÖSTEREN ADLİ SİCİL KAYDI

Adnan Oktar hakkında bugüne kadar sayısız komplo, iftira, gayri hukuki girişim olmuş ancak bu ithamların her birinin geçersiz olduğu hukuken ispatlanmıştır. Adnan Oktar tüm suçlamalardan beraat etmiştir, tek bir trafik cezası bile bulunmamaktadır. Kendisinin adli sicil kaydı da söz konusu iftiraların tamamından beri olduğunun ispatıdır.

Sayın Adnan Oktar’ın sicilinin tertemiz olduğunu gösteren Adli Sicil Kaydı

SAYIN ADNAN OKTAR’IN KİTAP ÇALIŞMALARI

Oktar, 1991’den sonra bütün zamanını kitapları üzerinde çalışmaya ayırdı. Tüm vaktini evinde geçirdi.

Adnan Oktar, Harun Yahya müstear ismiyle, birbirinden değerli 300’den fazla kitap yazmıştır. Bu kitaplar 73’dan fazla dile çevrildi. Bu eserlerden faydalanılarak, toplam 73 dilde 1000 internet sitesi hazırlandı. Bu siteleri 167 ülkeden aylık ortalama 47 milyondan fazla kişi ziyaret etmektedir. Yine bu eserlerden faydalanılarak hazırlanan görsel belgeseller dünyanın pek çok farklı ülkesinde 100’den fazla televizyon kanalında düzenli olarak yayınlanmaktadır. Harun Yahya’nın makaleleri İran’dan Suudi Arabistan’a, Amerika’dan Çin’e, Rusya’dan Malezya’ya kadar onlarca ülkede gazete ve internet sitelerinde yayınlanmaktadır. Sayın Oktar’ın özellikle Darwinizm’i bilimsel olarak çürüten eserleri, dünya çapında bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. Evrimci yayınlarıyla tanınan New Scientist dergisinin 22 Nisan 2000 tarihli sayısındaki ifadeyle evrim teorisinin yanlışlığının ve yaratılış gerçeğinin anlatılması konusunda Sayın Oktar “uluslararası bir kahraman” haline geldi. Sayın Oktar’ın materyalizm ve Darwinizm’e karşı verdiği fikri mücadele sık sık National Geographic, Science, New Scientist, NSCE Reports gibi çoğunluğu evrimci olan yabancı yayın organlarında da gündeme getirildi. Örneğin National Geographic dergisinin Kasım 2004 tarihli İngilizce ve Almanca baskılarında, Sayın Adnan Oktar’ın, Yaratılış Gerçeği ile ilgili çalışmalarından bahsedilmiş, Evrim Aldatmacası adlı kitabından şöyle bir alıntıya yer verilmiştir: “Bu teori, dünya sistemini yönlendiren güçler tarafından bizlere empoze edilmeye çalışılan bir aldatmacadan başka birşey değildir.”

Adnan Oktar’ın eserleri Hindistan’dan Amerika’ya, İngiltere’den Endonezya’ya, Polonya’dan Bosna’ya, İspanya’dan Brezilya’ya kadar dünyanın pek çok ülkesinde beğeniyle okunmaktadır. İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Urduca, Çince, Arapça, Arnavutça, Rusça, Boşnakça, Uygurca, Endonezyaca, Azerice, Bengolice, Bulgarca, Danimarkaca, Lehçe, Malezyaca, Portekizce, Sırpça, Hollandaca, İbranice, Macarca, Fince, Farsça, Hausa, Dhivehi dili, Hindice, İsveççe, Japonca, Kırgızca, Kishwahili, Malayalam, Norveççe, Romence, Tamil, Telagu, Thai dili gibi hemen her dile çevrilen eserler yurtdışında geniş bir okuyucu kitlesi tarafından takip edilmektedir.

Dünyanın dört bir yanında olağanüstü takdir toplayan bu eserler pek çok insanın iman etmesine, pek çoğunun da imanında derinleşmesine vesile olmaktadır. Kitapları okuyan, inceleyen her kişi, bu derin farklılığın ve faydanın, eserlerdeki hikmetli, akılcı, kolay anlaşılır ve samimi üslubun farkına varmaktadır. Bu eserler süratli etki, kesin netice, itiraz edilemezlik, çürütülemezlik özellikleri taşımaktadır. Eserlerin her birinde hiç kimsenin reddedemeyeceği, samimi, açık, ispatlı bir anlatım vardır. Kuşkusuz bu özellikler, Allah’ın nasip ettiği bir hikmet ve anlatım çarpıcılığından kaynaklanmaktadır.

SAYIN ADNAN OKTAR’IN DARWİNİZM’İ YERLE BİR EDEN DEV ESERİ: YARATILIŞ ATLASI

Sayın Adnan Oktar’ın Darwinizm’e öldürücü darbeyi indiren en dikkat çekici eseri ise Yaratılış Atlası isimli kitabı oldu. Yüzlerce fosil örneğinin resminin yer aldığı bu dev eser, canlıların yüz milyonlarca yıldır hiç değişmediklerini, yani evrim geçirmediği gerçeğini belgeleriyle ortaya koydu. Bu belgeler Darwinist çevrelerde büyük şok meydana getirdi. Özellikle kitabın Avrupa’da pek çok ülkeye ulaşmasının ardından, Avrupa genelinde adeta Darwinist bir panik başladı. Darwinizm’in bilimsel bir dayanağı olmadığını somut bulgularla ve aksinin iddia edilmesi mümkün olmayacak şekilde ortaya koyan Yaratılış Atlası, başta Fransa olmak üzere, Amerika, Çin, Brezilya, Hollanda, Beçika, İngiltere, İtalya, İsveç, İsviçre, İspanya, Danimarka gibi birçok ülkede büyük yankı uyandırdı. Yaratılış Atlası’nı konu alan sayısız gazete haberi, köşe yazısı, televizyon programı, internet sitesi kitabın fikri etkisini gözler önüne serdi.

Başta Fransızlar olmak üzere, Avrupalı Darwinistler adeta bir kültür şokuna girdiler. Yaklaşık 150 yıldır dinsizliğin yayılmasına vesile olan Darwinizm’in Yaratılış Atlası vesilesiyle aldığı darbe karşısında, Avrupalı materyalistler en üst düzeyde alarma geçti. Avrupa Konseyi toplandı, raporlar hazırlandı, Milli Eğitim bakanlıkları bildiriler yayınladı. Avrupalı Darwinistler fikri olarak hiçbir cevap veremedikleri Yaratılış Atlası isimli esere karşı ne yapacaklarını şaşırdılar ve bu kitabı yok etmek için kendilerince çözüm arayışına girdiler. Hatta yüzyıllardır savundukları özgürlükçü geleneklerini bir çırpıda terk ettiler ve yasakçı ve baskıcı bir kimliğe büründüler. Öyle ki, kitabı yasaklatmaya dahi kalkıştılar. Ancak bu çabaları boşunaydı, çünkü Avrupa çoktan aydınlanmaya başlamıştı bile!

Fransa’nın en büyük gazete ve dergileri “Yaratılış Atlası”na dehşet dolu ifadelerle yer verdiler. Le Figaro, L’Express, Le Monde ve La Croix gibi Fransa’nın önde gelen yayınlarında konu “deprem”, “hücum”, “bomba etkisi” gibi dehşet ve panik ifade eden başlıklarla yer aldı. Darwinizm’in yenilişini ve perişanlığını “Fransız tarihinin en büyük yenilgisi” gibi cümleler ile ifade ettiler. Bu muhteşem eser Avrupa’da, Darwin’in teorisine körü körüne sahip çıkan kesimde, kendi ifadeleri ile “ideolojik bir deprem” etkisi meydana getirdi.

Yaratılış Atlası’nın Darwinizm’e İndirdiği Darbe, Dünya Basınında

Fransa, Science & Vie Bilim Dergisi
“Atlas, SOĞUK DUŞ ETKİSİ YAPTI…”

Fransa, Le Point
“DARWIN’İ KURTARIN!”

Fransa, La Liberation
(Yaratılış Atlası) Tek Bir Hamlede TAM BİR PANİK GERÇEKLEŞTİRDİ.

Almanya, Stern Dergisi
GÖKGÜRÜLTÜSÜ GİBİ PATLAYAN KİTAP…

Almanya, Nürnberg Zeitung 
Harun Yahya’nın ilmi çalışmalarının anlatıldığı haberin başlığı, “DARWIN’IN AVRUPA’DA İŞİ ZOR” şeklindeydi.

Hollanda, Radyo Netherlands İnternet Sitesi
Yaratılış Atlası Avrupa’da BÜYÜK BİR TUFAN OLUŞTURDU.

İtalya, Corriera Della Serra Gazetesi
… AMA KESIN OLARAK BİLDİĞİMİZ ŞEY BİZİM KAYBEDENLER OLACAĞIMIZ.

İtalya, La Stampa Gazetesi 
ELVEDA DARWIN

Yaratılış Atlası, Avrupa’da gerçek bir aydınlanma başlattı. Yaklaşık 1.5 asırdır Darwinist ve materyalist telkinlerin baskısı altındaki Avrupa halkı, evrim teorisinin bilimsel bir değeri olmadığını, ideolojik kaygılarla gündemde tutulduğunu görmeye başladı. Farklı ülkelerde yapılan anketler, Darwinizm’e inananların sayısında önemli bir azalma olduğunu ortaya koydu. Örneğin Fransız Science Actualités tarafından yapılan ankette, insanların evrim ile oluşmadığına inananların oranı %92, evrime inananların oranı ise %5 olarak çıktı. Süddedeutsche Zeitung adlı ünlü Alman gazetesinin yaptığı ankete göre ise, insanın bir Yaratıcı’nın eseri olduğuna inananların oranı %85, evrim teorisinin geçerli olduğunu düşenenlerin oranı ise sadece %9’du. Die Welt Gazetesi’nin yaptığı anket sonucunda ise halkın %86’sı “Size göre yaşam nasıl olmuştur?” sorusuna “Allah yarattı” şeklinde cevap verdi. Avrupa’daki fikri değişimi açığa çıkaran anketlerden biri de İsviçre’de yayınlanan Blick’in anketi oldu. Bu ankette, Yaratılış’a inananların oranı %85, evrim teorisine inananların oranı da %8 olarak çıktı. Belçika’da yayınlanan De Morgen Gazetesi, “on kişiden sekizinin evrim teorisinin tamamen bir saçmalık olduğunu düşündüğünü” yazdı. Danimarka’da Ekstra Bladet Gazetesi’nin internet sitesinin yer verdiği ankette “İnsanların maymundan geldiğini düşünüyor musunuz?” sorusuna Danimarka halkının %88’i hayır cevabını verdi. İsviçre Factum Dergisi’nde yer alan haberde ise, İsviçre halkının okullarda Yaratılışın da okutulmasını istediği bildirildi. İngiltere’de öğretmenler arasında yapılan anketler, öğretmenlerin okullarda Yaratılış da okutulması gerektiğini düşündüklerini ortaya koydu. Bu durum Guardian, The Independent gibi ünlü İngiliz gazetelerinde geniş yer buldu. Tüm bu haberler içinde asıl dikkat çekici husus ise, Avrupalıların bu gelişmeye Yaratılış Atlası’nın vesile olduğunu ifade etmeleriydi. Nitekim Vatikan, 2008’in son aylarında Müslümanlara, “Allah inancını Avrupa’ya yeniden getirdikleri için” teşekkür ettiğini açıkladı.

Yaratılış Atlası’nın vesile olduğu bu büyük fikri uyanış, Avrupalı liderler ve devlet adamları üzerinde de etkisini gösterdi. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Allah’a inancını anlattığı sözleri Avrupalı liderlerde çok güzel ve olumlu değişiklikler olduğunun örneklerindendir.

Yaratılış Atlası’nın Avrupa’ya ulaşmasının ardından Avrupalı lidelerdeki fikri değişimin örnekleri:

Nicholas Sarkozy: “Her insanın düşüncesinde ve kalbinde var olan Yüce Allah’tır. Sürekli olarak insanlara bir alçakgönüllülük ve sevgi mesajı, barış ve kardeşlik mesajı, hoşgörü ve saygı mesajı veren Allah’tır. İnsanların ölçüsüz kibirine -yani enaniyetine, gururuna- ve deliliğine karşı bir sur olan Allah’tır. İnsanı esir kılmayan, onu özgür kılan Allah’tır.”

SAYIN ADNAN OKTAR’IN YENİDEN BASKIYLA KARŞILAŞMASI

Tüm bu fedakarane çalışmalar bazı çevreleri oldukça rahatsız etti ve “endişelendirdi”. Materyalist ve ateist mason çevrelerin provokasyonlarıyla, bu faaliyetlere karşı bir iftira kampanyası başlatıldı. Amaç, evrim teorisini çürüten her bilimsel çalışmayı kendilerince önlemekti. Sayın Adnan Oktar’ın çalışmalarına fikren karşılık veremeyenler, iftiralar ve ithamlarla bu çalışmaları kendilerince etkisiz hale getirmeyi hedeflediler.

1999 yılının Kasım ayında, Sayın Adnan Oktar yeni bir baskıyla karşı karşıya kaldı. Bu, tam olarak üç ciltlik büyük kitabı Global Masonluk’un yayınlanmak üzere olduğuyla ilgili haberlerin yayıldığı zamana denk geliyordu. Sayın Adnan Oktar’ın fikri mücadelesine başladığı ilk günlerden itibaren, çeşitli iftiralar, komplolar, yalan haberler ve suçlamalarla kendisini yıldırmaya, din ahlakını yaymaktan alıkoymaya çalışan birtakım karanlık odaklar yine devreye girdi.

Bu odakların provokasyonları ve yanlış bilgilendirmeleri neticesinde, 12 Kasım 1999’da, Bilim Araştırma Vakfı mensuplarının evlerine ve iş yerlerine bir polis operasyonu düzenlendi. Yaklaşık 50 eve sabaha karşı 03:00 sularında yapılan operasyonda hiçbir suç unsuruna rastlanmadı, hiçbir gayri ahlaki manzarayla karşılaşılmadı. Buna rağmen tümü birbiriyle çelişen akılalmaz yalanlar ve iftiralar her gün basında yer aldı. Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV camiası mensupları 7 gün boyunca İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nde gözaltında tutuldular. Bu esnada gözaltındakilerin ağır işkenceye maruz kaldıkları Adli Tıp Raporlarıyla teyit edildi. Daha sonra BAV camiası mensuplarına işkence yapan kamu görevlileri hakkında İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde işkence yapmak suçundan dava açıldı ve bu kişiler halen 216’şar yıl ağır hapis istemiyle yargılanmaktadırlar.

Sayısız gayri hukuki uygulamanın yapıldığı bu süreçte gözaltına alınanlar, ağır işkence ve baskı altında, okumalarına dahi izin verilmeden, birtakım sözde ifadelerin altına imza atmaya mecbur bırakıldılar. Daha sonra da, kanunlarımıza göre hukuki değeri olmayan bu emniyet ifadelerindeki ithamlar temel alınarak iddianame hazırlandı. Hatta Sayın Adnan Oktar, yine bu emniyet ifadelerine dayanılarak 9 ay cezaevinde tutuldu.

8 yıl süren yargılama sürecinde, Sayın Adnan Oktar ve diğer yargılananlar hakkında iddianamede öne sürülen ithamları destekleyen tek bir delil, tek bir belge, tek bir rapor, tek bir tanık beyanı elde edilmemiştir. Tam tersine onlarca bilirkişi raporu, çok sayıda tanık beyanı, devletin yetkili kurumlarının hazırladığı inceleme raporları, hukuk akademisyenleri tarafından sunulan mütalaalar Sayın Adnan Oktar’ın masum olduğunu ispatlamıştır. Nitekim Sayın Cumhuriyet Savcısı da, dava boyunca yargılananlar aleyhine hiçbir delil elde edilmediğini; ortada sadece emniyet ifadeleri olduğunu, bunların da işkence altında, yanlarında avukat bulunmadan ve okutulmadan imzalatıldıkları için kanunlarımıza göre hukuken geçerli olmadığını; daha önce aynı iddialarla ve aynı maddelerden yargılanan kişilerin mahkemece beraat ettirildiğini beyan ederek Sayın Adnan Oktar ile birlikte tüm yargılananlar için tek tek beraat talebinde bulunmuştur. Üstelik Sayın Savcı bu mütalaasını bir kere daha tekrarlamış ve ikinci defa Sayın Adnan Oktar ve diğer yargılananlar için beraat talebinde bulunmuştur.

Ancak Sayın Oktar, Türk Adaletinin verdiği tüm kararlara saygı duymaktadır. Allah’ın herşeyi bir hayır ve hikmetle yarattığının bilinciyle davranmaktadır. Hapisaneyi Hz. Yusuf Medresesi olarak görmekte ve hakkında aleyhte verilebilecek herhangi bir kararı güzellikle ve sabırla karşılamaktadır. Ve şüphesiz Sayın Oktar, tüm Türk Milletinin ve dünya çapında milyonlarca okuyucusunun vicdanında, gündeme gelen bütün bu iddialardan müberradır (temiz) ve uzaktır. Tüm bu yaşananlar sırasında, Sayın Adnan Oktar, tevekkülü ve teslimiyetiyle çevresindekilere her zaman örnek olmaktadır. Tarih boyunca yaşamış tüm müminlerin benzer olaylarla imtihan edildiğini, yaşanan her olayın Allah Katında belirlenmiş bir kader olduğunu ve hepsinin pek çok hayır ve hikmetle yaratıldığını etrafındakilere hatırlatmaktadır. Başlarına ne gelirse gelsin müminlerin her zaman itidalli, neşeli, azimli ve teslimiyetli olmaları gerektiğini söyleyen Sayın Oktar’ın bu yöndeki güzel ve üstün ahlakı, kendisine duyulan sevgi ve saygının kat kat artmasına vesile olmaktadır.

Sayın Oktar, kendisine yaklaşık 30 yıllık ilmi mücadelesi boyunca çeşitli komplolar kuran, akıl ve mantık dışı iftiralarla karalamaya çalışanlara karşı her zaman affedici ve merhamet edici oldu. Yüce Allah’ın “… Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır…” (Fussilet Suresi, 34) ayetiyle bildirdiği ahlaka uyan Sayın Adnan Oktar aleyhinde bugüne kadar kurulan tüm tuzaklar bozulmuştur. Allah’ın izniyle, bu olayda da hak muhakkak ortaya çıkacak, Sayın Oktar’ın masumluğu bir kez daha teyit edilecektir.

Sayın Adnan Oktar, içinde olduğu bütün bu koşullar altında dahi halen büyük bir şevk ve azimle kitap çalışmalarına devam etmekte ve insanları güzel ahlakı yaşamaya çağırmaktadır.

SAYIN ADNAN OKTAR’IN YAYINLARI HAKKINDA SAYISAL BİLGİLER

A9 Televizyonu

  • Sadece Türkiyeden günlük izleme oranı internet üzerinden 150 bin ile 190 bin arası

Kitaplar

  • Harun Yahya’nın eserleri yaklaşık 40.000 resmin yer aldığı toplam 65.000 sayfalık bir külliyattır.
  • Bu külliyat 73 farklı dile çevrilmiştir.
  • 304 Türkçe kitap, Türkiye’de bugüne kadar 30 milyon kişi tarafından satın alındı, bir o kadar da ücretsiz olarak dağıtıldı.
  • Bugüne kadar Harun Yahya’nın 100 milyona yakın yabancı dil kitabı, dünyanın çeşitli ülkelerinde birçok yayınevi tarafından basılmıştır.
  • Harun Yahya eserleri ortalama 100 ülkede kitapçılarda satılmaktadır.

İnternet siteleri

  • Yaklaşık 73 dilde 1000’den fazla internet sitesi
  • Bu siteleri her ay 167 ayrı ülkeden 47 milyonun üstünde kişi ziyaret etmektedir.
  • Sitelerden ayda yaklaşık 3 milyon belgesel film, 5 milyon kitap, 800 bin sesli anlatım, 10 bin interaktif dosya ziyaretçiler tarafından bilgisayarlarına indirilmektedir.
  • Sadece internet üzerinden hemen her gün Harun Yahya sitelerine yaklaşık 1 milyon kişi giriş yapmaktadır.

Belgeseller

  • 305 Türkçe, 1200’e yakın yabancı belgesel film
  • Halen 36 ülkedeki 120’den fazla TV kanalında gösterilmektedir.
  • Bugüne kadar 13 milyon VCD belgesel dünyanın pek çok ülkesinde izleyicilerle buluşmuştur.
  • Türkiye’de 150 yerel televizyon kanalı Harun Yahya eserlerinden yararlanılarak hazırlanmış belgeselleri yayınlamaktadır.

Konferanslar

  • Dünyanın en tanınmış üniversiteleri de dahil olmak üzere Avusturalya’dan Kanada’ya, İngiltere’den Malezya’ya kadar pek çok yerde düzenlenen bu konferansların sayısı 5000’i geçmiştir.

Radyo kanalları

  • Harun Yahya eserlerinden hazırlanan sesli anlatımlar 20 ayrı ülkede pek çok radyo kanalında yayınlanmaktadır.
  • Yalnızca Türkiye’de 250 adet yerel radyo, Sayın Oktar’ın kitaplarından oluşturulmuş ses kayıtlarını yıllardır düzenli bir şekilde yayınlamaktadır.

Makaleler

  • Bugüne kadar 70 kadar ülkede 500’den fazla gazete ve dergide makale yayınlandı. 2017 itibariyle güncel olarak ise, 47 ülkede 217 gazete, dergi ve internet sitesinde Sn. Adnan Oktar’ın makaleleri düzenli bir şekilde yayınlanmaktadır.

Dergiler

  • Harun Yahya eserlerinden hazırlanan İlmi Mercek, İlmi Araştırma ve Türk-İslam Birliği isimli dergilerin tirajları 6 milyona ulaştı.

SAYIN ADNAN OKTAR’IN DÜNYA BASININDA YAYINLANAN MAKALELERİ

Sayın Adnan Oktar’ın makaleleri bugüne kadar 70’den fazla ülkede 500’den fazla gazete ve dergide yayınlanmıştır. 2017 itibariyle güncel olarak ise, 43 ülkede 216 gazete, dergi ve internet sitesinde Adnan Oktar’ın makaleleri düzenli bir şekilde,  yayınlanmaktadır. Bu ülkeler arasında İran, Rusya, Suudi Arabistan, Malezya, El Salvador, ABD, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar gibi birbirinden çok farklı düşünce, inanç ve sisteme sahip ülkeler yer almaktadır. Bu makaleler vesilesiyle farklı inançlar, dinler ve mezhepler arasında kardeşlik duyguları pekişmekte, kışkırtılmaya çalışılan çatışma ateşleri söndürülmekte, barış, sevgi ve huzur talebi adım adım tüm dünyaya yayılmaktadır.

ADNAN OKTAR’IN SANAT ÇALIŞMALARI

Hurafelere dayalı gelenekçi ortodoks İslam anlayışında resim, heykel, müzik ve sanatın her türlüsü yasaklanmıştır. Oysa Allah Kuran’da güzelliği ve güzelliğin en önemli yansımalarından biri olan sanatı övmüştür. Kuran ayetlerinde Hz. Süleyman’ın sarayının havuzlar, heykeller ile süslü olduğu, göz alıcı bir ihtişama sahip olduğu bildirilmiştir. Hz. Süleyman’ın tebliğ yaptığı kişiler, bu çarpıcı güzelliği gördüklerinde gerçek bir Müslümanın hayatının yüksek kalitesine bizzat tanıklık etmekte ve her yönüyle güzel olan bu hayattan etkilenerek din ahlakını yaşamaya yönelmekteydi. Sayın Adnan Oktar da, Kuran’da Allah’ın gösterdiği bu ahlaka uygun olarak kalite, güzellik, nezaket, görgü, bilim ve sanatı İslam’ın tebliğinin her alanında kullanmaktadır. Sayın Adnan Oktar’ın kitaplarda görülen yüksek kalite ve sanat, yaptığı tablolar başta olmak üzere, kendisinin özel hayatında da yer almaktadır. Bu sayfada Adnan Oktar’ın yaptığı eserlerden bazı örnekler bulacaksınız.